Home “Sen kentimden geçtin, ben kendimden!”

“Sen kentimden geçtin, ben kendimden!”

Kentin meydanındaydık, yağmur yağıyordu… İnce bir keman sesi Ulus’un o soğuk çehresini ısıtıyordu. Sana sözlerim var dedin oysa bir tek gözlerin yetiyordu.  Yüzüne son kez baktım o gün, gidenlerin yüzü ömür boyu kalıyor diye kalanın gözlerinde.  Daha on yedisinde yenilmiş ve gururlu bir asker gibi çekip vurdun kendini…

O gün “Sen kentimden geçtin, ben kendimden!”

Hatıraların nerede ne zaman aklına düşeceğini bilemiyor insan. Bir ayak sesi, bir melodi, bir acı, bu teşbih mi yoksa tembih mi unutma diye hayaletini ruhuma dolayan hiç anlamadım.

Yıllar geçti, yine aynı kentteyim…  Bir çemberin etrafında kaçtığımı zannederken geçmişe koştum!

“Aklımı basamak, basamak sürükleyen bu ritmik ayak sesleri… Asansörün kapısında kayboluyor ve boşluğa bırakıveriyordu beni! Kaç renkte, kaç kanat çiziyorum o önü sonu olmayan boşlukta ki; hiç biri kurtarmıyor gözlerim açıldığında, bir düşten geri döndüğümü görmekten?

“Her hangi bir ülkenin, her hangi bir şehrindeyim… Cebimde kanat seslerim.”

“Otel odaları her şehirde aynı bir yolcu için… Bir daha gelmek adına satın alınan anılar, daha çekildiği anda sararmaya başlayan fotoğraflar…”

Öyle uzun sözler yazmıyorum artık çünkü hiçbir hissi uzun uzadıya yaşamıyor insan! Birkaç yıl evvel bitirdim o her şeyi ince ince nakşettiğim kitabı, yaşadım deyip sustum! Kalın kitapları hiç sevmiyorum çünkü kalın kitaplar ağırlığınca hüzün kokuyor, çünkü bir duraktan ötekine hiç bir öykü bitmiyor!

Ben…
Çok günah işlemiş bir insanım, taze filizler, gür yapraklar adına kabuğumu dökmeli… Toprağa değil denizlere sürümeliyim köklerimi. Yahut kurda, kuşa ve şiire yem olmalıyım bir dağ başında.

Senden gayrı hatırladığım pek az şey kaldı, oysa hatırı sayılır acılar yaşıyor insan! Ve dahası… Güzel yüzler, hoş sohbetler, ikindi yağmurları, kent yolculukları… Gidenler ömrüne kazınırken, İyilerin hatırası çabuk siliniyor, oysa ne kadar ters doğruluğun felsefesine.

Şimdi gidiyorum kendimden gider gibi… Yeni bir otel odasında… Ve bazı kelimelere yasaklı bir daktiloda hayatımın romanını yazıyorum!

Yine bir şeyler eksik, yarım ve yalan.

Yazılmadan eskimiş bir kitap söylenmeden duyulmuş sözler gibiyim.