Home Serik Prof.dr. Özsaran: “2020 Yılında Hasta Sayısı 130 Bine Ulaşacak”

Prof.dr. Özsaran: “2020 Yılında Hasta Sayısı 130 Bine Ulaşacak”

78
0

Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği (TROD), iki yılda bir gerçekleştirdiği Radyasyon Onkolojisi Kongresi’nin bu yıl onbirincisini Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek beldesinde yapıyor. 23-27 Nisan tarihleri arasında devam eden kongrede akciğer kanseri, gastrointestinal sistem kanserleri, yumuşak doku sarkomları, jinekolojik kanserler, pediatrik ve hematolojik kanserler alanında birçok konuda son gelişmeler detaylı ele alınıyor.

1993 yılında kurulan TROD, 21 yıllık kısa geçmişine karşın dinamik ve üretken bir organizasyonla, 10 çalışma grubu ile başarılı çalışmalarını sürdürüyor. 1000’i aşan üye sayısı ile Türkiye ve bölge ülkeleri içinde, radyasyon onkolojisi alanında çalışan en büyük uzmanlık örgütü olmayı başardığı kaydedildi. Kongre kapsamında ilk gün düzenlenen iki kursta yaklaşık 200 hekim, ilgilendiği özel alanlarda eğitim fırsatı bulurken, Türkiye’deki radyasyon onkologları, sağlık fizikçileri, radyoterapi teknikerleri ve radyoterapi endüstrisinin temsilcilerini bir araya getiren ve toplam katılımcı sayısının 800’ü aştığı kongrede 65 oturumda, yurt içi ve yurt dışından alanında deneyimli 150 uzman bilgi ve deneyimlerini paylaşma fırsatı bulduğu ifade edildi.

“DERNEK ANLAMINDA RAKİBİMİZ YOK”

Radyo terapi cihazların pahalı olduğunu söyleyen Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkanı ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Sedat Koca, cihazların fiyatlarının bu seviyede devam etmesi halinde gelecek 10 sene içerisinde aynı cihazların kullanılmaya devam edileceğini belirtti. “Dernek olarak rüştümüzü ispat etmiş 20 yılı aşmış bir derneğiz” diyen Koca, “Dernek anlamında rakibimiz yok. İstanbul, İzmir dışında radyo terapi yapılmıyor. 200’ü aşkın radyo terapi aleti var ve çağdaş aletler. Ciddi alt yapı isteyen bir dal kolundayız. Ülkeye olan hizmetimizi daha iyi veriyoruz. Radyo terapi cihazların pahalılığı, bir taraftan servislerin pahalılığı, sıcaktan etkilenmeleri çabuk bozulmalarına neden oluyor. Bunların bir bedelleri var. Maliyetlerin pahalılığı, kurumsal olarak yetmiyor. Böyle giderse önümüzdeki 10 sene hala kullandığımız cihazları kullanmaya devam edeceğiz. Sağlık politikalarında değişim olmazsa bu cihazları kullanıma devam edeceğiz.”


“PROTON TEDAVİSİ TÜRKİYE’DE YOK”
Proton tedavisinin Türkiye’ye gelmesini istediklerini dile getiren Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Serdar Özkök ise şöyle konuştu:
“Dünyadaki radyasyon gelişmeler bizim için çok önemli. İlk olarak kobal tedavisi başladı ama şu an bunu kullanmıyoruz. Bunlar 200 volt elektrikle çalışan ve ekonomi cihazlardı ama yan etkileri yüksekti. Bilhassa uzay teknolojisi ve savaş teknolojisinin gelişmesi bunlar en çok bize yansıdı. Özel hedefe yönelik tedavilere ulaşılmasına radyasyon konusunda çok fazla pay aldı. Bunları yaptıktan sonra şuan proton tedavileri gündemimize geldi. Proton tedavisi Türkiye’de yok. Amerika’da var. Türkiye’de şu an uygulanmıyor. Bunun için yurt dışına giden hastalar oluyor. Bunlarla ilgili Sağlık Bakanlığının çalışmaları var, tedavi yöntemini Türkiye’ye getirmek için. Biz bunları dernek olarak olumlu buluyoruz. Proton tedavisinin şöyle bir durumu var. Bugün kurmaya karar verirseniz 2 sene sonra kurabiliyorsunuz. Şu anda kurulacak en küçük yerin en az 200 metrekare alana kurulması gerekiyor. Onun yanında 7/24 saat mühendisin başında olması lazım. O yüzden çok pahalı tedaviler. Bunlar daha ucuza indirgemeye çalışılıyor. Bizim yaptığımız tedavilerin yaklaşık yüzde 90-99 oranını başarıyoruz. Türkiye’de başaramadığımız çok az protonla ilgili. Bilhassa çocuklar da ikinci bir kanser durumu olduğu için daha çok onlarda uyguluyoruz. Bu tedavinin Türkiye’ye gelmesini istiyoruz. Alt yapının sağlanmasında bizlerinde görüşünün alınmasını istiyoruz.”

“CERRAHİYE EŞDEĞER SONUÇLAR ALABİLİYORUZ”
Radyo cerrahi ile tümörleri yok edeceklerini belirten Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam da, “Radyo onkolojisi tek başına yapılacak bir branş değildir. Teknolojiye, alt yapıya ve ekipmanlara çok fazla bağlıdır. Yapmak istediğimiz hastaya zarar vermeden tedavi etmektir. Radyasyon öyle bir şey ki bütün alt yapısını doğru yapmak, doğru tedavi yapmak ve bütün riskleri önceden hesaplamak gerekiyor. Son dönemlerde, son birkaç yıldır teknolojinin gelişmesiyle beraber radyasyon tedavisinde biz daha önce 2 boyutlu tedavi yaparken, 3 boyuta geçtik. Şimdi 4 boyutlu tedavi uyguluyoruz. Çünkü tüm sorun hedefimizi doğru bilip doğru tedavi edebilmek. Elimizde radyasyon dediğimiz bir şey var ve bunun tedavi ettiğini biliyoruz. Tümörleri öldürdüğünü biliyoruz. Fakat elimizdeki tümörü öldürmek için elimizdeki silahı iyi kullanmak zorundayız. Hastayı da öldürebiliriz. Onun içinde çok yüksek verdiğimiz radyasyon sonucu tümörler tabi ki ölür ama normal dokularda ölür.”
Yeni gelişen teknolojiyle beraber normal dokulara zarar vermeden tedavi yapabildiklerini anlatan Sağlam, sözlerine şöyle devam etti: “Bunun önemi çok büyüktü bizde. Radyasyonu elimizdeki silahı odaklayarak çok yüksek dozla o tümörü tamamen yok edebiliyoruz artık. Böyle olunca önce yaygın hastalıklardan başladık. Beyin evreleri daha az hareketli yapılar. O yüzden ilk olarak beyin evrelerinden başladık. Önce yaygın evre beyin tümörlerinde, sonra primerden kaynaklanan tümörlere uyguladık. Buna radyo cerrahi diyoruz. Cerrahiye eş değer sonuçlar alabiliyoruz. Yani silahı doğru tutup hedefi doğru belirleyip hastaya çok yüksek doz vererek, eşit bir cerrahi yapabiliyoruz. Buna da radyo cerrahi diyoruz. Beyin tümörlerinden sonra 4. boyuta geçerek akciğerdeki tümörlerinde o hareketlerini takip edip doğru odağa tutturabildiğimiz zaman, oradaki tümörleri de yok etmemiz mümkün olacak. Tabi bunları cerrahi branşlarla beraber yapıyoruz. Yeni bir teknoloji olduğu için bunun oturması, kolay olmadı”

“DENEYİMLERİMİZİ PAYLAŞIYORUZ”
2020 yılında hasta sayısının 120-130 binlere ulaşacağını ifade eden 11. Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi Sekreteri Prof. Dr. Zeynep Özsaran ise şunları kaydetti:
“Gerçekten kanser en önemli sağlık problemlerinden bir tanesini oluşturmakta kardiyovasküler hastalıklardan sonra ikinci ölüm nedeni olarak tanımlıyoruz kanseri. Kanser hastalarının büyük çoğu cerrahi, radyoterapi, kemoterapi gibi tedavilerin uygulandığı dönemleri yaşıyorlar. Radyoterapi de kanserli hastaların yaklaşık yarısında kullanılan bir tedavi yöntemi. Tamamen hastalığı yok etmeye yönelik yapılıyor, hem kemoterapiye yardımcı olarak kullanılıyor hem de olası semptomlar dediğimiz yani hastalığa bağlı problemleri indirgemek amacıyla kullanılıyor. Kongremize Türkiye’nin her yerinden katılımcılar geliyor. Yaklaşık 800 katılımcı var. Onlarla deneyimlerimizi paylaşıyoruz. Yeni yetişen asistanlara bilgilerimizi vermek amacındayız. Çünkü kanser sürekli gelişim gösteriyor. Kongremizde 500 uzman mevcut. Fakat şöyle deniyor ki yaklaşık 10-15 sene içerisinde bu uzmanların 100-150 tanesi emekliye ayrılacak gibi duruyor. O nedenle Yükseköğretim Kurumu’da, radyasyon onkolojisine kadro vermekte sınırlı davranıyor. Mutlaka Radyasyon Onkolojisi Derneği’yle ve üniversitelerle Sağlık Bakanlığı’nın birlikte çalışması gerektiğini ön görüyoruz. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun başkanı kongremize katıldı. Bizlere konuşmalarını yaptı. Onlarda yine 2010 yılına bakıldığı zaman daha fazla sayıda hastanın artacağını şuan 90-100 bin arasında hasta tedavi alıyor ama 2020 yılında bu hasta sayısının 120-130 bin artacağını ön görüyor. Hem uzmanların hem de cihaz sayısının buna bağlı olarak artmasını sözlerine eklediler.”

“RADYASYON 100 YIL ÖNCE BULUNDU”
Radyoterapinin Türkiye’de hızla yayılmaya başladığını ifade eden 11. Ulusal Radyasyon Onkolojisi Kongresi Bilimsel Program Sekreteri Prof. Dr. Yavuz Anacak, şunları söyledi: “Radyasyon 100 yıl önce bulundu, renksiz, kokusuz bir şeydir. Bir ortamda radyon olduğunda hiçbir şekilde görmemiz ve bilmemiz mümkün değil. Geliştirilmiş cihazlarla bunların varlığını saptayabiliyoruz. Bunun için radyoterapi merkezlerinin güvenliğini sağlamak bizim birinci önceliğimizdir. Bu denetleme Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından denetleniyor. Hiç kimse ben radyo terapi merkezi kuracağım, cihaz getireceğim bunu da tek başına kullanacağım diyemez. Herkes Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından lisans almak zorunda. Sadece merkezin lisanslanması yetmiyor. Getirilen her türlü cihazın radyasyon yayan cihazında lisanslanması gerekiyor.”
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun bunu çok ciddi şekilde denetlediğini anlatan Anacak, sözlerini şöyle tamamladı: “Radyoterapi Türkiye’de hızla yayılmaya başladı. Birkaç yıl öncesine kadar çok az belli noktalarda radyoterapi merkezi vardı. Bugün çok fazla şekilde yayıldı ve yatırımlar yapıldı. Böyle olunca da bunların çok sık denetlenmesi önemli.”